Salgın Günleri ve Eğitimde Teknoloji

Ş.Mehmet Kilitci

Salgın Günleri ve Eğitimde Teknoloji

 

Salgın tüm hayatımızı olumsuz etkilemeye devam ediyor ve uzun süre de bu sürecin bu devam edeceği tahmin ediliyor. Zira gerek vaka sayılarında meydana gelen iniş ve çıkışlar gerekse de virüsün mutasyonuna dair söylenenler bu işin kontrol altına alınmasını oldukça güçleştiriyor. Ancak başından beri herkes gibi benim de rahatsız olduğum konu, virüsün kaynağı olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin çok çabuk bir şekilde normal hayata dönmesi olmuştur. Aslında üzerinde konuşulması gereken  konuların başında bu konu ve Doğu Türkistan’da Çin’in yaptığı zulümler geliyor ancak burada sadece eğitime dair yazılar yazdığımız için geçtiğimiz hafta ajanslara düşen “Çin’de okullarda telefon kullanmanın yasaklanmasına” dair haber üzerinde durmak istiyorum.

Salgından önceki süreçte de bir problem olarak hayatımızda var olan, gençler arasındaki telefon ve teknoloji kullanımı konusu salgın süreci ile birlikte çok daha büyük bir sorun haline geldi. Gençlerimize derslerden uzak kalmamaları için telefon ve tabletleri teslim ediyoruz ancak sonrasında telefon ve tabletleri ellerinden geri almak nerdeyse imkânsız hale geliyor. Dur bakalım nereye kadar gidecek böyle.

Tabi buradan teknoloji kullanımına karşı olduğumuz sonucuna ulaşılsın da istemem. Bu nedenle yukarıdaki sorun cümlesini düzeltmek istiyorum. Cümle “Aşırı Telefon ve Teknoloji kullanımı” şeklinde olmalı. Aşırı kullanımın birçok yan etkilerini görmeye başladık ve ilerleyen süreçte daha fazlasını görmeye de devam edeceğiz. 

Bu konuda en büyük kaygılarımdan birisi meydana gelen ve gelecek olan sağlık problemleridir. Malumunuz bu aletlerin yaydığı radyasyon hayat kalitemize en çok etki eden, edecek olan problemlerin başında geliyor. Bir defa radyasyona bağlı olarak sürekli yorgun hissediyoruz ve daha da yorgun hissetmeye devam edeceğiz. İlerleyen süreçlerde daha çok kanser vakası ile karşı karşıya kalacağız. Özellikle gençler, gece telefonu şarja takıp aynı odada uyuyorlar hatta bazıları yastığının altına koyuyor. Lütfen ebeveynler olarak buna izin vermeyelim.

Diğer taraftan asosyalleşiyoruz. Salgın sürecinde eş akraba ziyaretlerinin olmaması salgından önce zaten bir sorun iken toplumumuzun aşırı teknoloji kullanımı ile içine kapanık bireyler haline gelmesi asosyal bir toplum modeline doğru koşar adımlarla gitmemizin en temel yansıması olarak karşımıza çıkacak.

            Bir eğitimci olarak bu konu ile ilgili asıl problem cümlemiz “Bu kadar teknolojinin eğitim öğretimin niteliğine katkısı nedir?” olmalıdır. Biz de kelime dağarcığımızın bize verdiği imkanlar ölçüsünde bu soru cümlesine cevap vermeye çalışacağız.

Hiç şüphe yok ki teknolojinin varlığı öğretmenin işini büyük oranda kolaylaştırmıştır. Teknolojinin eğitimde kullanımı konusu da üzerinde çok  durulması gereken bir konudur. Ancak her şeyden önce eğitim-öğretim faaliyetlerinin temeli eğitim psikolojisidir. Yani öğrenme arzusu ile alakalıdır. Açıkçası bu noktada öğrenciyi dış etkenlerden koruyup sınıf ortamında dahi güdülemek çok zorlaştı. Bu dönemde öğretmenler hatta ebeveynler olarak yaşadığımız en büyük sıkıntının çocukları ekran başında motive etmek olduğunu düşünüyorum.

Öğrenci deyince (istisnaları bir tarafa bırakarak söylüyorum) 6-25 yaş aralığındaki bireyler akla geliyor. Dolayısı ile içleri kıpır kıpır olan, enerji dolu; çoğunluğu genç olan bir kitle karşımızdaki kitle. Yani öyle saatlerce bilgisayar başında oturtulmaması gereken, enerjilerini mutlaka boşaltması gereken bir topluluktan söz ediyoruz. Ancak biz dışarıda koşması, yorulması gereken gençlerimizi bilgisayar başında derse motive etmeye çalışıyoruz.

Yine uzaktan eğitim kavramından ziyade uzaktan öğretim kavramının kullanılmasının daha doğru olduğu kanaatindeyim. Zira bizim uzaktan yaptığımız faaliyetlerin tamamına yakını bireyin akademik başarısına katkıda bulunacak faaliyetlerdir. Bireyde olumlu davranış değişiklikleri meydana getirecek çalışmaların sayısı yok denecek kadar az.

Burada unutulmaması gereken diğer bir konu da eğitim öğretim faaliyetlerinin merkezinde öğrencilerin olması gerektiği gerçeğidir. Ancak uzaktan öğretim faaliyetlerinin büyük bir kısmı öğretmen merkezli hatta bazen video merkezli olduğunu düşünüyorum.

Bu yazıyı yazarken öğretmen arkadaşlarla oluşturduğumuz okuma halkasının yeni kitabı olarak Doğan Cüceloğlu’nun Öğretmenim Bir Bakar mısın? Kitabı elime ulaştı. Kapaktaki ilk cümleyi siz kıymetli dostlarla paylaşmak istedim.

“Hangi eğitim sistemi içinde olursa olsun, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, öğretmenin öğrenci ile göz göze geldiği bir an vardır. Bu kitap, öğretmenin öğrenci ile göz göze geldiği o anın gücünü anlatmaktadır.”

13.02.2021 (Ş.Mehmet Kilitci)

DİĞER YAZILAR

Pandemi Süreci ve Okul İdarecileri

Uzaktan Eğitim ve GB İlişkisi

Okullar Açılmalı mı?

Pandemi, Okullar ve Personel İhtiyacı

Gaziantep Lisesi

LGS TERCİHLERİ

Eğitimde sosyal medya kullanımı

Uzaktan Eğitim

HER ŞEY BİR HAYAL İLE BAŞLAR