Bir tramva olarak aile

Ş.Mehmet Kilitci

Bir tramva olarak aile

Atalarımızın insan için söylediği güzel bir sözü var: “Yedisinde neyse yetmişinde odur.” Bu sözün doğruluğunu yapılan bilimsel araştırmalar da desteklemektedir. Zira yapılan araştırmalar bir çocuğun kişiliğinin, yüzde yetmişinin yedi yaşına kadar şekillendiğini göstermektedir. Dolayısı ile bu noktada iki konu ön plana çıkmaktadır. Biri erken çocukluk döneminde eğitime başlama, bir diğeri de ailede eğitim konularıdır.

Bu konulardan özellikle aile ve ailede eğitim konusu ülkenin büyüyen bir yarası olarak karşımıza çıkmakta ve ülkeyi dönüşü olmayan bir yola sürüklemektedir. Ailede eğitim diyoruz ama toplumsal değişim bu hızla devam ederse ortada aile diye bir kavram kalmayacak.

Gaziantep’te resmî ve gayriresmî 60 bin parçalanmış aileden söz ediliyor. Bu rakam doğru mudur? (Çevremize baktığımızda da maalesef bu rakamları destekler manzaraları rahatlıkla görebiliyoruz.)  Bilemiyorum. Eğer bu rakam doğru ise çok ciddi bir toplumsal travma ile karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla söyleyebilirim. 60 bin aile 120 kişi yapar, birer çocukları olsa 180 bin kişi olur; anne, baba ve kardeşleri de hesaplarsak yaklaşık 500 bin kişi yapar ki bu da bu şehrin nüfusunun üçte birinin bu toplumsal travmadan bir şekilde etkileneceğini göstermektedir.

Bu toplumsal çözülmenin en büyük nedenlerinden birisi gelişen teknolojiyi yanlış kullanmamız desem abartmış olmam. Ancak Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının yapmış olduğu uygulamaların da sosyal medyada çokça eleştirildiğine tanık oluyoruz. Özellikle kadınları korumak adına yapılan faaliyetlerin, aile kavramına çok zarar verdiği en çok konuşulan konulardan biridir. Benim ise son dönemlerde özellikle rahatsız olduğum konulardan biri, sadece çalışan annelere yönelik yapılması düşünülen çocuk bakım yardımı konusudur.

Öncelikle kadının çalışma hayatında olması veya olmaması ile ilgili tüm iradenin kadında olması gerektiğini ifade etmeliyim. Bununla beraber çalışan annenin küçük yaştaki çocuğunu bırakıp çalışmasının da çocuklar açısından çok sağlıklı olmadığı görüşündeyim. Yanlış anlaşılmasın, çalışan annenin çocuğu sağlıksız olur ya da psikolojisi bozuk olur anlamında söylenen bir cümle değil bu ifade. Çocuk sevgi ile büyür ve sevgi ile hayatına şekil verir. Çalışan birçok anne de beni bu konuda destekleyecektir. Zira onların da, küçük yaştaki çocuklarını bırakıp çalışmaya gitmekten pek de memnun olduklarını düşünmüyorum.

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bunlarla uğraşmak yerine aile mefhumunu koruyucu, boşanma oranlarını düşürecek plan ve projeler geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira toplumsal çözülme, aile kavramının sarsılmasının bir sonucudur. Bu sonucun bedelini en ağır şekilde önce çocuklar, sonra da toplum ödüyor.

Neler yapılabilir bu konuda onların konuşulup tartışılması gerekir. Bu konunun ülkemizde öncelikle bir gündem haline getirilmesi gerekir. Gördüğüm ve izlediğim kadarıyla ne Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, ne medya kuruluşlarının ne de gönüllü kuruluşların bu konuda bir gündemleri yok.

Geçtiğimiz yıl başlatılan okuma yazma seferberliği gibi ailelerin eğitimine yönelik de bir seferberliğin başlatılması gerektiğini düşünüyorum. Toplumsal travmaların etkisini azaltmak adına, boşanmaların önüne geçecek, aile kavramını ön plana çıkaracak çalışmaların yapılması öncelikli hedef olmalıdır. Boşanmaların önüne geçmek için ebeveyn eğitimi yapılmasının gerektiğini ve boşanma olmuşsa, sonrasında çocukların bu süreçten en az şekilde etkilenmelerinin nasıl sağlanacağına yönelik eğitsel faaliyetlerin yapılması gerektiğini düşünüyorum.

29.11.2019 (Ş.Mehmet Kilitci)

DİĞER YAZILAR

Öğretmene şiddet

Eleştirilerinizi bize, memnuniyetinizi dostlarınıza bildiriniz

Eğitimde Niteliğin Artırılması Projesi: GENAP çalıştayı

Akademik başarı mı?

Öğretmenlikten Ders Memurluğuna

Yazmak

Benim babam iyi adammış-2

Benim babam iyi adammış-1

Öğretmenliği yeniden tasarlamak