Benim babam iyi adammış-1

Ş.Mehmet Kilitci

Benim babam iyi adammış-1

Uzun süre öğretmen olarak çalıştığım okulda görevlendirme müdür yardımcısı olarak çalışmaya başlamıştım. Okulumuzda güzel çalışmalara imza atılıyordu. Bu çalışmalara yönetici olarak dâhil olmak farklı bir duyguydu.

Daha çok emeğinizin geçeceğini bilmek, insana mutluluk veriyor. Hele de yaptığınız işin güzel sonuçlarını görünce daha da mutlu oluyorsunuz. Bazen yönetici olarak bir şey yapmanıza da gerek kalmıyor. Orada olmanız, çalışanlarınıza, öğrencilerinize ve velilerinize güven verir. Yani bir duruşunuz vardır. Çevrenizdeki insanlarla aynı duygu ve düşünceleri paylaşırsanız, o gerçeği hissederseniz mutlu olursunuz. Başka bir ifadeyle, iş doyumu denen hadiseyi yaşarsınız. Bu arada çalıştığım her kurumda iş doyumunu en had safhada yaşadığımı ifade etmeliyim. Bu konudaki en büyük sırrım da içinde bulunduğum kurumu sahiplenmek, bulunduğum konumda farklılık ve farkındalık meydana getirme arzusuna sahip olmak, hayatımda hep ilke edindiğim “Cenab-ı Allah’ın insana bahşettiği ölçü içinde imkânsızım yoktur.” düsturudur.

Dolayısı bir öğretmenin isteyip giremeyeceği kalp, açamayacağı kalp yoktur. Öğretmenlik hayatım boyunca karşılaştığımız sorunlu tüm öğrencilerin kalbine dokunmak mümkün olmayabilir ama en azından bu noktada çabalamak gerektiğini düşünüyorum. Hiçbir çaba da karşılıksız kalmaz. Meslek hayatım boyunca hayatına dokunmam gerektiğini düşündüğüm öğrenci ile karşılaştım. Dokunabildiğimiz birkaç hayatın bizde oluşturduğu duyguların tarifi ancak yaşayan bilir cinsinden duygulardır. Bunlardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Kadir diye bir öğrencimiz vardı. Tüm okulun illallah ettiği bir çocuktu. Her gün bir vukuatı vardı. Velisini çağırırsın okula gelmezler. Veli ile iletişim kurulamadığı için okulda uyguladığınız yaptırımların da hiçbir anlamı kalmıyordu.

Yine bir gün bir öğrenci ile yaşadığı bir problemden dolayı idare odasına gelmişti. Aldım karşıma yaklaşık yarım saat kadar sohbet ettik. Yapmış olduğumuz sohbetin neticesinde Kadir ile ilgili edinmiş olduğum izlenime göre; kendince doğruları olan, bu doğrularının üzerine bir dünya kurmuş, bu doğrularından en önemlisi de halk arasındaki tabiri ile delikanlılığa(verdiği söze, dürüstlüğe) önem veren bir yapısı vardı. Bir de yaşı itibari ile çok çabuk gaza geliyordu. Bunlar aslında önemli ve kullanılabilir niteliklerdi.

O gün kendisine okul içinde bir iki ufak görev vererek derse göndermedim. Ertesi gün de müdür bey ile görüşerek yanıma nöbetçi olarak aldım. O gün derse göndermedim. Ertesi gün de sabah hemen yanıma çağırdım.

-Yine nöbetçi miyim? dedi.

-Yok, dedim. Konuşalım, biraz. Hocaların senden oldukça şikâyetçi.

-Ben de onlardan şikâyetçiyim.

-Sen niye şikâyetçisin?

-Çünkü sürekli bana kızıyorlar. Sınıfta her ses olduğunda Kadir diyorlar. Eğer biri ile problem yaşarsam ben her durumda suçluyum…

-Senin hiç suçun yok yani.

-Tamamen de suçsuzum diyemem ama onların söylediği kadar da değil.

- Yani bazı konularda suçlusun, bazılarında değilsin.

-Hı hı.

-Daha önceden de vukuatın çok, öyle olunca doğal olarak da öğretmenlerin sana karşı ön yargılılar. O yüzden dün onlarla iddiaya girdim. Ben dedim ki, Kadir akıllı çocuktur, ben istersem akıllı durur kimseye karışmaz. Onlar, hocam boş ver biz çok uğraştık, ondan adam olmaz, dediler. Hatta bir tanesi hocam bırak akıllanmayı bir haftayı vukuatsız geçirsin sana takım elbise alacağım, dedi.

13.05.2019 (Ş.Mehmet Kilitci)

DİĞER YAZILAR

Yazmak

Benim babam iyi adammış-2

Öğretmenliği yeniden tasarlamak

Eğitimin görünmez neferleri: AR-GE birimleri

Gaziantep eğitimi

Gaziantep eğitimi

Ben Okuyorum Gaziantep Okuyor

ÖĞRETMENLİK

DEĞERLER EĞİTİMİ Mİ? DEĞERLER ÖĞRETİMİ Mİ?